February 12, 2008

Türban tapıncı ve özgürlük

ÖZDEMİR İNCE

5 Şubat 2008 tarihli Zaman Gazetesi'nin 21 ve 22. sayfalarında yayınlanan altı makalenin üçünün başlığında "Özgürlük" sözcüğü yer alıyor.

Türban tapıncıyla ilgili, türbanperestliği savunan yazılarda, evrensel planda tutsaklığın simgesi olarak bilinen türban, özgürlük simgesi olarak sunuluyor. Yazıların altında imzası bulunan yazıcılar, basında, AKP ve dünyası ile siyasal ve akçalı ilişkileri olan akademisyenler olarak tanınıyorlar, ama ben yazılarımda bu türden kartlar kullanmaya tenezzül edemem.

KAPANARAK ÖZGÜRLÜK!

Özgürlük, hukuksal olmaktan çok felsefi ve evrensel bir kavram. Bir anlamda siyasal.

Hapishaneden çıkan bir hükümlü "serbest" olur (kalır), ama bu duruma "özgürlüğüne kavuşmak" derler ki çok yanlıştır. Örneğin, Názım Hikmet Bursa Hapishanesi'nde tutuklu idi ama özgürdü. Özgür olmasaydı başyapıtlarını yaratabilir miydi o damda?

Türban ile örtünmek felsefi özgürlük ise, peçe, çarşaf ve burka ile örtünmek daha çok özgürleşmek mi oluyor? Kapanarak bu nasıl özgürlük? Elbette, böyle marjinal, keramete kıç attıran özgürlük anlayışları da olabilir: İngiliz kadının biri, sevgilisinin boynuna taktığı köpek tasmasının ucunda özgür özgür geziyordu İngiliz sokaklarında.

Alaturka demokrasi olamayacağı gibi özgürlüğün de alaturkası olamaz. Yani özgür kadının, özgürlüğünü kullanan kadının milliyeti yoktur, evrenseldir. Törelerin, gelenek ve göreneklerin baskısı altında demokrasi olamayacağı gibi aynı baskılar altında özgürlükler de yaşanamaz.

YÜZDEYÜZKÖLELİK

Peki türban takarak özgürleşen kızlar özgürlüğün (serbestliğin) neresinde bakalım? Mesleklerini ve eşlerini serbestçe seçebilirler mi? Saçlarını örterek özgürlüklerini ilan eden kızlar kendi bedenlerine ve cinselliklerine gerçekten sahip olabilirler mi ve bu özgürlüklerini özgürce kullanabilirler mi? Kullanabilirler ise töre cinayetleri ne olacak? Felsefi özgürleşme, bir anlamda, törelerin, ahlaki değerlerin karşısında bağımsızlaşmayı gerektiren etik bir duruştur. Türban takarak özgürleşen Türk-İslam kızları tek başlarına kendilerine ev açabilirler mi, kocalarını özgürce seçebilirler mi? Gerçekte, türbanlanarak özgürleştiğini ileri süren genç kız, 99 köleliğe 1 kölelik daha ekleyerek köleliğini 100'e tamamlamaktadır.

ÇARŞAF HÜRRİYETİ

Türkiye kadın nüfusunun 15-30 yaş arasındaki kesiminin yüzde 63'ü okulsuz ve mesleksiz konumda evlerinde oturmakta. Peki nerede bu kadın ve kızların öğrenim ve meslek sahibi olma özgürlüğü? Bu özgürlük için ne yapıyor kadın özgürlüğünün savunucuları?

Özgürlükçü (!) müderrislerden biri türban yasağının kalkmasının özgür bilimin ve üniversitenin önünü açacağını ileri sürüyor. Türban böylesine özgürleştirici (serbestleştirici) ise çarşaf ve burka kim bilir ne kadar özgürleştiricidir?

Müderrisler bunları tartışadursun, ben, bedenini, cinselliğini, aklını, ruhunu, imgelemini, iradesini, bilincini, vatandaşlık haklarını (töreler, gelenek ve görenekler, egemen ahlaki değerler karşısında) özgürce kullanamayan kadının kölelikten asla kurtulamayacağını düşünüyorum. Türkiye'de kadının özgürlüğü aileye, babaya, ağabeye, erkek kardeşe, kocaya ve erkeğe, mahalleye, kente, topluma karşı kullanım alanı kazanmakla ilgilidir!

* * *

Okuma önerisi:
Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, "İslam ve Giyim Kuşam", Sancak Yayınları, 2008.


'E si coprano i seni d'un velo'

ÖZDEMİR İNCE

BAŞBAKAN, CHP Genel Başkanı'na horozlanıyor: "Yahu sen ne anlarsın o işlerden. Bırak da Diyanet konuşsun. Senin işin mi o? Bu ülkenin Diyanet İşleri Başkanlığı var!"

Artık bu davranışından sonra iyice emin oldum, sadece Başbakan değil, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bütün AKP, Şevket Süreyya Aydemir'in "Menderes'in Dramı"nı mutlaka okumalı. Dram olacak gidiş trajediye dönüşmeden! Çünkü "Ya emekli olun ya da istifa edin!" diye çıkışarak üniversite hocalarını da tehdit etmeye başladılar artık. (Hürriyet, 03.02.08) Söz "okumak"tan açılmışken, dil bilen okurlarımız bildikleri dillerde bir Kuran çevirisi bulup mutlaka okumalı. Aynı şeyi AKP'lilere, Türk-İslam sentezci MHP'lilere de tavsiye edeceğim ama bunlar ve onlar tarikat şeyhlerinin ağzına bakarlar.

İster Eskimoca, ister Patagonca olsun Kuran'ın mutlaka bir yabancı dilde okunması gerekiyor, özgürleşmek için! Çünkü Türkçe tercüme ve meallerine güvenmek mümkün değil! Karşımızda Arapçasını asırlardır okuyup susanların örneği varken, Arapça okuyanlardan hiçbir umudum yok! Umut Türkçe ve Arapça dışında. Aşağıda, okurum Yusuf Kaner'in gönderdiği İtalyanca çeviriyi okuyacaksınız:

İTALYANCA'SINDAN

"E di alle credenti che abbassino gli sguardi e custodiscano le loro vergogne e non mostrino troppo le loro parti belle, eccetto quel che di fuori appare, e si coprano i seni
d'un velo e non mostrino le loro parti belle altro che ..." ( il Corano, Çev: Alessandro Bausani, Fabbri Editori, 1997; Rizzoli Editori, 1999)

Arapça ve İslam bilgisiyle saygınlık kazanmış olan A. Bausani ayetin "...e si coprano i seni d'un velo..." bölümünü "...ve memelerini bir örtü ile kapatsınlar..." şeklinde çevirmiş.

GERÇEĞİ SAKLAMAYIN

İlahiyatçılar da gerçekleri sakladıkça, doğruları eğdikçe giderek güvenilmez oluyorlar. Diyanet İşleri eski Başkanı M. N. Yılmaz "Başörtüsü Müslümanlığın olmazsa olmaz şartı değil. Öyle olsaydı başı açık kadınların Müslümanlıkla alakası olmazdı. Bu kabul edilebilir bir şey değil" derken, yeni Başkan Ali Bardakoğlu, CNN Türk'te katıldığı Eğrisi Doğrusu adlı programda, "14 asırdır Müslümanlar kadınların başını örtmesini dini gereklilik olarak görmüştür. Bu nettir. Kuran'dan, peygamberin uygulamalarından ve Müslümanların bunları anlayış tarzıyla böyle olmuştur" diyor. (Vatan, 02.02.08)

Yeni Diyanet İşleri Başkanı'na "Kuran, Peygamberin uygulamaları ve Müslümanların bunu anlama tarzları" konusunda sorulacak onlarca soru var, ama ben bunları geçiyorum.

SORUNUM YALANLA

Gerçek ne ve nerede? Eski ve yeni Diyanet İşleri Başkanları birbiriyle çelişen yorumlarda bulunduklarına göre Türkiye'nin Müslümanları kime güvenecek?

Mehmet Nuri Yılmaz'ı doğru kabul edenler ile Ali Bardakoğlu'nu doğru kabul edenler bile Türkiye'yi ikiye bölmekte. İslam'ın yanlış yorumları Türkleri bıçak gibi dilimlemekte!...

Deniz Baykal'a horozlanarak "Senin işin mi o? Bırak da Diyanet konuşsun. Peygamberin gelip gelmediğini öğrenemedin mi?" diye bağıran Başbakan hangi din bilgisiyle böbürleniyor, imam-hatip bilgisiyle mi? Güldürmeyin beni! Arapça olarak "Bir kapı ya açık durmalı ya da kapalı!" bile diyemez imam-hatip mezunları!

Gazete yazıcıları arasında Kuran tefsirciliğine özendiğimi yazanlar var. Benim türbanla bir kavgam yok, sorunum yalanla! Kendileri yalanla yaşayabilir ama ben yaşayamam!


Tıssssssssssssssssss!

ÖZDEMİR İNCE

EH artık şu işi (bir) sonuca bağlayalım. Türkiye'de düşünceyi açıklama ve tartışma özgürlüğü olanağını gerektiği zaman kullanma bilinci bilinçsizlik düzeyinde! Kullanan yok! Türkiye'de gerçeğin şimşekleri, düşüncelerin çarpışmalarından çıkmıyor. Onun yerine elektronik çakmaklarla tutuşturulan havai fişekler kullanılıyor.

Bu yazının atış menzilinde sadece sürekli müşteriler (İslamcılar, Neoliberaller, İkinci Cumhuriyetçiler) değil has cumhuriyetçiler ve turfanda demokratlar da yer alıyor!

Nûr Suresi 31. Ayet hakkında yazdığım yazılar sanki yazılmamış muamelesi gördü. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın deyişi ile sükût konspirasyonu (fesadı, komplosu) ile karşılandı. Sürekli hedef tahtaları, karşı çıkacak bir şey bulamadıkları için sustular diyelim, peki şu "Has" cumhuriyetçiler ve demokrasiciler neden sustular? Ellerine somut kanıt vermedik mi?

BİLMEDEN MÜSLÜMAN!

Şöyle bir sonuç çıkardım: Kuran'ın Türkçe'ye çevirilerinden yüzde 99'una güvenilmez. (Yüzde 1'ler kusura bakmasınlar!) Peki bu güvenilmez çevirilerle Arapça bilmeyen Müslümanlar nasıl Müslüman olacaklar? Sahi, aralarında ilahiyat Prof. Dr.'ları da olmak üzere kaç kişi klasik Arapça'yı gerçekten bilmektedir? İmam hatiplileri saymıyorum. İslam onlara emanet edilmeyecek kadar ciddi bir bilgi alanı: Türkiye'de lise mezunları ne kadar İngilizce, Fransızca, Almanca bilmekteyseler onlar da o kadar Lisan-ı Arabi bilmekteler.

Yapılması gereken: Diyanet İşleri Başkanlığı başta Nûr Suresi 31. Ayet olmak üzere kendi yayınladığı Kuran çevirisinin doğruluğunu ciddi bir denetimden geçirecek! Ya da Muhammed bin Hamza'nın 15. yüzyılda yaptığı çeviriyi günümüz Türkçe'sine uyarlatacak.

BİR KERE DAHA

Bu türban tartışmasında beni asıl şaşırtan cumhuriyetçi demokratların tavrı. Benim 22, 23, 29 Ocak ve 2 Şubat tarihli yazılarımdan ve özellikle de Doç. Dr. Şahin Filiz'in "Bireysel Dindarlık mı, Kamusal Dinsellik mi? Başörtüsü Söyleminin Dinsel Temelsizliği ve İslam Felsefesi Açısından Eleştirisi" (Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları) adlı teolojik-sosyolojik-felsefi kitabının yayımlanmasından sonra ellerinde derin araştırmalara dayalı bilimsel kanıtlar vardı. Ruhat Mengi dışında onlar da sustular. Susmalarının nedenini bilmiyorum, kuşkusuz kendileri biliyorlardır. İşte Nûr Suresi 31. Ayet'in Türkçe'ye yapılabilecek tek doğru çevirisini bir kez daha yazıyorum:

"Söyle inanan kadınlara: Harama bakmaktan sakınsınlar ve cinsel organlarını saklasınlar? Örtülerini göğüsleri (memeleri) üzerine vursunlar?"

KİMSE GÜCENMESİN

Gazeteciliğin ve gazete yazıcılığının meslek etiği (deontolojisi), Doç. Dr. Şahin Filiz ile benim iddialarımızın doğru olup olmadığını araştırmak ve doğru ise sonuna kadar bizim iddiamıza sahip çıkmaktır. Gerçeklere ve doğrulara sahip çıkmadan laik, demokrat, cumhuriyetçi, hukuk ve adalet sevdalısı olmayı bir yana bırakın, herhangi bir şey de olmak da mümkün değildir. Benden söylemesi, kimse alınmasın, kimse gücenmesin. Biz üzerimize düşeni, her şeyi göze alarak onurumuzla yaptık!

* * *

İsmet Berkan'a özel not:
"31. Ayet'in doğru ya da yanlış tercüme edilmesi beni ilgilendirmez!" (03.02.08) diyorsun. Peki, doğruyu savunmayacaksan neden yazı yazıyorsun?


5 Şubat 1937

ÖZDEMİR İNCE

LAİKLİK ilkesi 5 Şubat 1937 günü anayasaya girdi. Bu eylem dünya anayasalar tarihinde bir devrim niteliği taşıyordu. Hálá taşımakta zaten! Çünkü "laiklik"in yer aldığı anayasa sayısı bir elin parmak sayısını geçmez. İşte bayram yapılası bu çok özel günde memleketimizden birkaç ibretlik insan, kafa ve ruh manzarası:

1000 MÜDERRİS

İslamcı gazeteler türbanı ve Türbaniye Dini'ni destekleyen Darülfünun müderrislerinin listesini yayınlıyor. Yeni Şafak (02.02.08) gazetesinin yazdığına göre, çoğu AKP ile organik ilişkili, yaklaşık "1000 küsur" öğretim üyesi, yasağa karşı özgürlük platformu oluşturmuş.

Bu yazının muhatabı, türbanın bağlaşıklık ilişkilerini (correlation) göz ardı edip onu bu ilişkilerden soyutlayarak ele alan bu 1000 küsur müderris! Böyle davranmaları çok doğal! Çünkü listenin başında, TBMM'nin dörtte üçünün türban lehinde oy verecek olmasını gayet demokratik bulan ama buna karşılık Üniversitelerarası Kurul'da üniversite rektörlerinin türban konusunda oybirliği ile aleyhte karar almasının antidemokratik olduğunu savunan Bay Eser Karakaş var. (Haber Türk TV, 01,02.08)

DELİRİUM SAVUNUCULARI

Bu müderrisler ile İslamcı cerideler türbanperest cephenin ön saflarında cihat yapıyor:

"Büyük Loca düğmeye bastı. Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Mason Locası başörtülü kızların eğitim görmesini engelleyen yasağın devamı için ayağa kalktı. Lionslar da gazete ilanlarıyla yasağı savundu." (Yeni Şafak, 02.02.08)

"İslam'a savaş açtılar!" "Azgın azınlığı telaş sardı!" (Vakit, 02.02.08)

Müderrisler bilmiyor olabilir ama biri Anayasa'nın Din ve Vicdan hürriyeti ile ilgili 24. maddesinin son bendinde yazanları hatırlatmalı kendilerine:

"Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."

Türban putuna tapanlar, İslami inançlarından(!) dolayı türban takmak zorunda olduklarını ileri sürüyorlar. Ama Kuran'da iddialarını dayandıracakları tek bir ayet bile yok. En güvendikleri Nur Suresi 31. ayette kadın ve erkek cinsel organlarının ve makatların kapatılmasından ve kadınların göğüslerini bir örtü ile örtmelerinden söz ediliyor.

Ve bu müderrisler demokrasi ve insan hakları adına bu "delirium"u savunuyorlar!

TRENE BAKAR GİBİ

Tevhid-i Tedrisat kanunu açısından imam hatip okullarının türban ile ilişkisini kuramayanlar, aralarındaki bağlılaşımı (correlation) görmeyenler, gerçeklere trene bakar gibi bakıyor. Devlet kadrolarının, sendikaların İslamileştirilmesi, işçi sınıfının cemaatleştirilmesi, devlet kütüphanelerine sadece dini ansiklopedi satın alınması ile türban arasında ilişki kuramayanlar Türkiye'nin irtica tehlikesi ile karşı karşıya bulunmadığını savunuyor. Ne dersiniz, 5 Şubat 1937 günü anayasaya giren laikliği savunmak insan haklarına ve demokrasiye aykırı mıdır? Bir soru daha: Bu türlü nedenlerle AKP yáránı müderrisler hangi tarikatın müridi acaba?

* * *

Bir gölgesiz yazıcı için özel not: "
Eski şair" diyerek bana hakaret edebileceğini sanıyorsun. "Eski Şair", "Klasik şair" anlamına gelir. Sen de öğren artık!

Yalan rüzgárları

ÖZDEMİR İNCE

BÖYLE bir yazıyı benim yazmak zorunda kalışım ilahiyatçılar, din bilginleri açısından utanç verici. Aptal yerine konulmaktan hoşlanmadığım, ayrıca meraklı biri olduğum için işin aslını araştırdım. Şansım yaver gitti, birkaç okurum gereksinim duyduğum bazı bilgileri ulaştırdılar bana.

Nûr Suresi 31. Ayet'in birçok çevirisini, Fransızca, İngilizce ve Almanca çevirilerini karşılaştırdım. Bu karşılaştırmanın sonucunda 31. Ayet'in Türkçe çevirisinin aslına uygun yapılmadığı sonucuna vardım. Bu sonuca varmamda, Paris üniversitelerinin birinde Arap Edebiyatı ve Kültür Tarihi öğreten bir şair ve filozof, Tunuslu arkadaşımın büyük yardımları oldu. Arkadaşım, bu ayetin çok önemli üç sözcüğünün kesin anlamlarını araştırarak bana bilgi verdi. Buna göre, Nûr Suresi 31. Ayet'te üç önemli sözcüğün Türkçe anlamını yazıyorum:

Farj (tekil); Furuj (çoğul): (Sözlük adıyla): Erkek ve kadın cinsel organı.

Jayb
(tekil); Juyub (çoğul : (Sözlük adıyla): Meme, göğüs.

Himar
(tekil), Humur (Çoğul): İslam öncesi dönemde Arapların giydiği giysinin bir parçası (dokuma, bez parçası). (Başörtüsü ile kesinlikle ilişkisi yok.)

MEMELERİ ÖRTSÜNLER

Buna göre daha önce de yazmış olduğum gibi Nûr Suresi 31. Ayet'i şöyle çevirmek gerekiyor:

"Söyle inanan kadınlara: Harama bakmaktan sakınsınlar ve cinsel organlarını saklasınlar? Örtülerini göğüsleri (memeleri) üzerine vursunlar?"

Bir okurumun yazdığına göre, söz konusu ayetin örtmekle ilgili bölümünün Arapçası şöyle:

"Vel yadrıbne bihumûrihinne alá juyubihinne" (en doğrusu ki örtülerini göğüsleri (memeleri) üzerine vursunlar).

HİMARI ÇİZDİRİN

Tunuslu filozof ve şair arkadaşımın belirttiği gibi örtünün (himarın) başörtüsü ile herhangi bir ilişkisi yok, giysinin bir parçası. Arapların Müslüman olmadan önce giydikleri giysinin nasıl olduğunu, bu giysilerin parçası olan "himar"ın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Bilmek zorunda da değilim. Sadece üzerime düşen sorumluluk gereği Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ve bağımsız ilahiyatçıların bu giysinin ve parçası himarın çizimini bulup, yaptırıp yayınlamaları zorunlu bir görev. Bu görev ve sorumluluktan kaçamazlar.

ORGANİZMANIN PARÇASI

Bu konuda yazmaya başladığımdan bu yana, her fırsatta bana şirretçe saldıranlar, suçüstü yakalandıkları için, susmaktan başka bir şey yapamıyorlar. Türban tapıncı tek başına değil. Büyük bir organizmanın önemli parçalarından biri. Eğer imam hatip okulları mezunları, üniversitelere bir lise mezunu gibi girmek hakkını yasal olarak elde edemezlerse, türban "delirium"u epeyce zaman alsa da yavaş yavaş tavsar. Ama tersi olup imam hatip mezunları, lise mezunlarının hakkına sahip olarak üniversitelere girebilirlerse türbanın yükselişini kimse engelleyemez. İslam'dan giderek daha da kopacak olan Türbaniye Dini, Türbanistan'ı kurar!

* * *

Cengiz Çandar için özel not:
Kuran'da yazan "Farj, furuj, jayb, juyub, himar, humur" gibi temel sözcüklerin anlamını bir Arap arkadaşına, özellikle de bir kadın tanıdığına sor, sonra Nûr Suresi 31. Ayet'in Türkçe çevirisini oku! Bir kez de Diyanet'e sor. Sonra, hükümetçilik, ılık İslamcılık yapacaksan yap ama "harbi" yap!



Nato kafa nato mermer

ÖZDEMİR İNCE

13 Ocak Pazar günü yayınlanan "Arap Dünyası, Fotoğrafın Arabı" adlı yazımı iktibas ederek yayınlayan bir müfrit ve müfsid İslamcı gazete bana şöyle sesleniyor:

"5. sınıf Marksist şair Özdemir İnce, materyalistlerin çanına ot tıkayan İmam-ı Gazali için 'ezberci barbar' dedi. Yazdığın birkaç şiirle, ahbap çavuş ilişkisi sonucu aldığın birkaç ödülle adam olamazsın Özdemir. Gazali'nin eserleri şimdi bile sana dersini verir."

Al başına belayı! Belanın bana sesleniş tarzı, başta Araplar olmak üzere İslam dünyasının 900 yıldır neden adam olamadığını kanıtlıyor.

BİLİM DÜŞMANI GAZALİ

İslam tarihini iyi bilenler Gazali'nin (1058-1111) tutucu ve bilim düşmanı işlevini çok iyi değerlendirirler. Filozofları zındık ilan etmiş olan Gazali'ye göre Aristoteles küfürle doludur, onu Arapça'ya çeviren Farabi ile İbn Sina'nın da bu küfürde payları bulunmak gerekir. Bundan dolayı Gazali, bid'at (Peygamber zamanından sonra ortaya çıkmış şeyler) ehli olanların kitaplarının halk tarafından okunmasının yasaklanmasını istemiştir. Ona göre gerçek ve kesin bilgiye ilham (Tanrı'nın insan yüreğine bilgi doldurması) ve mükáşefe (Tanrı sırlarının sezgiyle elde edilmesi) yoluyla varılabilirdi.

Bilginin yerine inancı koyan, Peygamber'den sonra üretilen bilgileri toplumsal bellekten sürgün eden Gazali, İslam rönesansının sonunun başlangıcıdır. Ve, bu selefi anlayışı ile de Selefi-Wehhabi tarikatının, El Kaide'nin ve Türbaniye Dini'nin ilham kaynağıdır.

TOPTAN ACİZ KALDILAR

Benim kaçıncı sınıf şair olduğuma, aldığım birkaç ödülünün hakkım olup olmadığına kuşkusuz Gazali'nin çömezleri karar vermeyecek. Sanat Tarihi denen bir disiplin var, benim kim olduğuma yarın bu disiplinin mensupları karar verecek; şiirim, denemelerim, eleştirel denemelerim, kuramsal çalışmalarım, çevirilerim ve son olarak gazete yazarlığım değerlendirilecek. Ancak bu adamların, din bilginlerinin, liberal malumattıraşların bu "Beşinci sınıf Marksist şair" karşısında düştükleri acz durumu tam anlamıyla bir ibretlik temaşa!

"Beşinci sınıf Marksist şair" karşısında İslami bilgi alanında toptan aciz kaldılar.

Nur Suresi'nin 30. ve 31. ayetlerinin gerçek anlamını bir okurumun yardımıyla taa 15. yüzyıldan alıp çıkardım. Kuran'ın sakınmayı ve örtmeyi zorunlu kıldığı yerlerin cinsel organlar ve makat bölgesi ile kadınların göğüsleri olduğunu "has" Türkçe, İngilizce ve Fransızca örnekleriyle gösterdim. Böylece, türban takmanın dinsel bir gereklilik ve zorunluluk olmadığını savunanlara çok önemli bir katkıda bulundum. Tısssssssssssss!

SAHAFLARDA BULURSUNUZ

Gazali'nin yasakladığı akıllarını kullanıp bari yazılarımı daha dikkatli okuyup bir şeyler öğrenseler. Örneğin din ve kölelik, din ve demokrasi üzerine yazdıklarımı bir daha okusalar. Ufukları biraz açılır. Biraz gayret ederlerse Muhammed bin Hamza'nın Kuran Çevirisi'ni ve sözlüğünü sahaflarda bulabilirler. Ve akılları varsa, şairliğimi işe karıştırmazlar. Çünkü bu okuduğunuz türden yazılarda kullanmadığım şair elimi kullanırsam çarpılırlar!


Türbaniye dini

ÖZDEMİR İNCE

TURAN Dursun'un Türkçe'ye çevirdiği, İbni Haldun'un Mukaddime'sinin 23. Bölüm'ünün başlığı şöyledir: "Yenik olan, yenene uyma eğilimindedir. İm, kılık, inanç-düşünce yönünden ve daha başka yönlerden gösterir uyma eğilimlerini." (Onur Yayınları, 1977, s. 344-345) Ve bu eğilimlerin nedenini açıklar: "İnsan her zaman kendini yenende bir üstünlük bulunduğuna, ona boyun eğmesi gerektiğine inanır."

İbni Haldun bu durumu şöyle özetliyor: "Kamu, egemenin dinindedir!"

Yani halk hükümdarın dinini kabul etmek zorundadır!

Latince konuşanlar da bu durumu şöyle dile getirmişler: "Cujus regio, ejus religio" (Ülkenin dini senin de dinindir!")

Bu Latince cümle, çeyrek yüzyıldır, İbni Haldun'un kitabının kapağına iliştirilmiş duruyordu. Sanki bir gün bu cümleyi kullanmak zorunda kalacakmışım gibi!

İbni Haldun'un sözleri ve Latince özdeyiş 2008 yılının ocak ayının 30'uncu günü artık geçerli değil! Ya da en azından demokratik ülkelerde geçerli olmadığına, geçerli olmaması gerektiğine inananlar için. Ama Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan, birer galip hükümdar olarak, "Kamu, egemenin dinindedir!" ve "Cujus regio, ejus religio!" özlü sözlerinin geçerli olduğunu kanıtlamak istiyorlar.

* * *

Türkler de her budun gibi bir zamanlar pagan idi. Cumhurbaşkanı ile Başbakan, Hilmi Ziya Ülken'in "Türk Tefekkürü Tarihi"ni (YKY) okudular mı acaba? Ayrıca Türkler, Orta Asya'da analarından Müslüman olarak doğmuyorlardı. Kılıç zoruyla Müslüman oldular. Bunu öğrenmek için de Erdoğan Aydın'ın "Nasıl Müslüman Olduk?" (Kırmızı Yayınları) adlı kitabı okunmalı.

Türkler kılıç zoruyla Müslüman oluncaya kadar birkaç dine inandılar: Şamanlık, Budizm, Mani dini (manicheisme), Musevilik, Hıristiyanlık, kılıç zoruyla Müslümanlık! Veeeeeee sonunda karşınızda siyasal İslami paranın himmet ve marifetiyle Türbaniye Dini!

Egemenlerin (hükümdarların) dini: Türbaniye Dini! Türban'ın dine dönüştüğünü, onu put ve totem sözcükleriyle tanımlamak suretiyle muştulamıştım. Türbaniye Dini, birtakım Sünni Müslüman Türklerin İslam'dan saparak oluşturdukları yeni bir inançtır. Daha önce İslam'ın Sünni mezhebini kabul etmiş olan yerleşik ve esnaf Hıristiyan Anadolu halkının torunlarıdır bunlar. Yerleşik oldukları için Sünni mezhebine girerek Müslüman olmuşlardı. İlkin Alevileri sindirdiler Osmanlı zamanında. Sindirme konusunda idmanlıdırlar!

* * *

İman ve İslam'ın koşulları da aralarında olmak üzere, türban takma, İslam dininin 32 farzı arasında bulunmamaktadır. Türbaniye Dini'nin tek dinsel (!) koşulu vardır: Türban takmak. Türban tak yeter, İslam'ın Kuran'ını da paranın veri tabanına göre dilediğin gibi yorumla!

Bu yeni din gerçekte bir erkek dinidir. Erkekler biçimsel olarak türbanlı kadın başı biçimindeki puta taparlar. "Kim olunsan ol ey avrat, yeter ki türban takarak gel!" tekerlemesini kullanarak hönkürürler!

QUO VADİS MHP!

MHP Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır, Erdemli'de (Mersin) yaptığı konuşmada türbanın Kuran'ın emri olduğunu söylemiş (Zaman, 27.01.08). Bu, laik Anayasa'yı ve yasaları ilgilendirmez ama MHP gene de kanıtlamak zorunda bu iddiayı!


Madrabazlık, dolandırıcılık, kalpazanlık

ÖZDEMİR İNCE

DİYANET İşleri Başkanlığı, türbanın dinsel açıdan bir gereklilik, bir zorunluluk olduğunu ileri sürmüyor muydu? Artık, Doç. Dr. Şahin Filiz'in, "Bireysel Dindarlık mı, Kamusal Dinsellik mi? 'Başörtüsü Söyleminin Dinsel Temelsizliği ve İslam Felsefesi Açısından Eleştirisi' (Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları)" adlı kitabının bilimsel meydan okumasını yanıtlamak, onu teolojik siyaset meydanında çürütmek (halletmek) zorunda!

FERC-AVRET-SEV'E

Doç. Dr. Şahin Filiz'in kitabı, benim "Muhammed bin Hamza'nın Kuran Tercümesi" başlıklı yazımın yayınlandığı gün (22.01.08) geldi. Yazar Şahin Filiz'e ve yayıncı dostum Prof. Dr. Çetin Yetkin'e çok teşekkür ederim. Kitabı heyecanla açıyorum ve okuyorum:

["Mü'min erkeklere söyle, gözlerini çeksinler... ve ferclerini (ön ve arkalarını -ş.f.) korusunlar." Bu ayet, başkalarının ferclerine ve avret yerlerine bakmayın emrini de içeren bir anlam taşımaktadır. Ferc, avret, sev'e (çoğulu sev'at)'den maksat, kadın ve erkeğin genital organları ve makatlarıdır.] (S.47)

Madrabazlık, dolandırıcılık, kalpazanlık sona ermeli artık!

Nûr Suresi'nin 30. Ayeti erkeklere, "Başkalarının genital organlarına ve makatlarına bakmayın, kendi genital organlarınızı ve makatlarınızı kimseye göstermeyin!" diyor.

Nûr Suresi'nin 31. Ayeti kadınlara, "Başkalarının genital organlarına ve makatlarına bakmayın, kendi genital organlarınızı ve makatlarınızı kimseye göstermeyin... ve bir örtüyle (hımar ile) memelerinizi (jayb, juyub) gizleyin!" diyor.

İşte, 22 ve 23 Ocak tarihli yazılarımda da üstüne basa basa yazdığım gibi, Nûr Suresi'nin 30. ve 31. ayetlerinin Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan'ın, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, İslamcıların ve imam hatipçilerin anlayacağı şekilde açık ve seçik anlamı bu.

Hadi benim yazılarımı ciddiye almadılar diyelim ama alsalar çok iyi olur kendileri için! Evet benim yazılarıma inanmıyorlar diyelim, ama türbanı Anayasa'ya sokmadan Doç. Dr. Şahin Filiz'in kitabını okumazlarsa günaha girerler:

Kitaptan öğrendiğimize göre, hadislerde 12 olarak anılan büyük günahlar (kebair) şunlardır: 1. Allah'a ortak koşmak, 2. Haksız yere adam öldürmek, 3. İffetli, temiz bir kadına zina etti diye iftirada bulunmak, 4. Zina yapmak, 5. Düşman hücumu sırasında savaştan kaçmak, 6. Sihir ve büyü yapmak, 7. Yetim malı yemek, 8. Müslüman ana-babaya asi olmak, 9. Aileye karşı istikameti terk etmek, 10. Faiz yemek, 11. Hırsızlık yapmak, 12. İçki içmek. (S.77)

5 ŞARTI, 6'LADILAR

Durum böyle. Ama Cumhurbaşkanı ile Başbakan, söz ve davranışlarıyla türban takmamayı 13. günah olarak ilan ediyorlar; İslam'ın beş koşuluna altıncı olarak türbanı ekliyorlar.

Örtünme, İslam öncesinde kadınlar için hürlük ya da cariyelik konumlarını belirleyen bir simge. Bu töre İslam'da da devam ediyor. Köle ve cariye örtünürse dayak yiyor. Peki örtünemeyen köle ya da cariye Müslüman değil mi, olamaz mı? Müslüman'sa ne olacak? En iyisi Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la birlikte siz de okuyun bu kitabı!

ŞANDIR DA KANITLASIN

MHP Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır, Erdemli'de (Mersin) yaptığı konuşmada türbanın Kuran'ın emri olduğunu söylemiş (Zaman, 27.01.08). Bu, laik Anayasa'yı ve yasaları ilgilendirmez ama o gene de kanıtlamak zorunda bu iddiayı!

Yalanla pazarlık olmaz!

ÖZDEMİR İNCE

KİM ne yaparsa yapsın, Cumhuriyet yalanla, fesatla, kalpazanlıkla pazarlık yapmamak ve asla uzlaşmamak zorundadır! Türbanı dinsel açıdan meşrulaştıracak hiçbir dayanak yok!

Başbakan'ın dediği gibi "Velev ki var", Anayasa'nın önüne mi geçecek dinsel dayanak? O zaman Anayasa'yı da değiştirirler! Değiştirirler ama siyaseten gayri meşru olurlar. "Anayasa'yı tebdil ve tagyir etmek"le suçlanırlar. Nisyan ile malûl olmayan hafıza-i beşer bunu yazmak zorundadır! (Anayasa'yı değiştirmekle suçlanırlar. Unutuş illetine tutulmamış insan belleği bunu yazmak zorundadır!) Anlayacakları dilde: Kısasa kısas!

ALLAH, 'TÜRBANLA PAKETLEYİN' DEMİYOR

Allah'ın kelamına ihanet edenler Anayasa'ya da, halka da, millete de ihanet ederler!

Allah, "Söyle kadınlara: Başlarını Abdullah Gül'ün, Recep Tayip Erdoğan'ın eşleri gibi türbanla paketlesinler!" demiyor. "Söyle inanan kadınlara: Gözleriyle harama bakmaktan sakınsınlar ve cinsel organlarını saklasınlar!" diyor. Hem de cinsel organın Arapça adını (farj; furuj) doğrudan kullanarak. Ama Allah'ın kelamını saptırıyorlar, kalpazanlık ediyorlar, ellerine geçirseler mahpus damına tıkarlar.

Kuran'da baş örtmekle ilgili tek ayet yok. Nur Suresi'nin 30 ve 31. ayetlerinin tek doğru çevirisini de dünkü yazımda kanıtladığım gibi 15. yüzyılda Muhammed bin Hamza (Şeyhülislam Molla Fenari) yapmış: "Dakı eyit mu'mine avratlara: Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasınlar ferçlerini!" (Günümüz Türkçesiyle anlamını yukarda verdim.)

Nur Suresi'nin 30 ve 31. ayetlerine on kadar çeviride baktım. "Furuj" sözcüğünü çevirmemek için yedi dereden su getirmişler. Kimi "ırzlarını" diye çevirmiş, kimileri "iffetlerini" ya da "mahrem yerlerini" diye. "Mahrem yerlerini" de kabul edilebilir.

Klasik Arap edebiyatı hocalığı da yapmış olan din bilgini Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk dostumun çevirisine baktım: "Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar" (24:31) diye çevirmiş. Muhammed bin Hamza'ya yakın bir çeviri.

Prof. Öztürk'e, "Kuran'da cinsel organ anlamında furuj sözcüğü var mı?" diye sordum. "Var!" dedi. Bundan başka, dürüst çevirilerin hiçbirinde saçları türbanla paketlemek de yok!

"Tell the believing women to lower their eyes, guard their private part?and cover their bosoms with their veils?" (24:31. Ahmed Ali, Princetoh University Press)

Ahmed Ali İngilizce'ye Muhammed bin Hamza gibi çevirmiş ama "ferclerini" yerine "mahrem yerlerini" demiş. O da cinsel organ anlamına geliyor. Onun çevirisinde de saçları türban paketinin içine tıkıştırmak yok!

TÜRBANIN DAYANAĞI FESATÇI YORUMLARDIR

Türbanın yanlış çeviri ve fesatçı yorumlardan başka hiçbir dinsel dayanağı yok! Başbakan'ın itiraf ettiği gibi türban bir siyasal simge! Malumattıraşlar yazılarında, televizyon ekranlarında soruyorlar: "Hangi siyasetin simgesi!"

Cevap: "İslam devleti kurmak isteyen (az ya da çok şiddet yanlısı) her türden siyasal İslamcılığın ve suikastçı Müslüman Kardeşlerin simgesi!" Yeter mi?

Türban üniversitelerde serbest bırakılırsa mezun türbanlılar çalışmak için nereye gidecekler? Yalan ve fesatla uzlaşma olmaz! Olursa, inceldiği yerden kopar!

February 11, 2008

Muhammed bin Hamza'nın Kuran tercümesi

ÖZDEMİR İNCE


AYDIN Turunç adlı okurum, 26.12.2008 tarihinde yayınlanan "Nur Suresi, 31. Ayet (24:31)" adlı yazım için, Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan, (Dr. Ahmet Topaloğlu'nun yayına hazırladığı) Muhammed bin Hamza'nın Kuran çevirisine bakmamı tavsiye etti.

Muhammed bin Hamza'nın çevirisi 1424 yılında, yani 584 yıl önce tamamlanmış. Yorumsuz ve sözcük sözcük yapılan bir çeviri. Üstelik Türkçe'ye yapılan ilk Kuran çevirisi. Bu bakımdan çok önemli. Aydın Turunç'a bu beklenmedik yardımından dolayı teşekkür ederim!

CİNSEL ORGANINI VE ZİYNETİNİ SAKLA

26 Aralık tarihli ve bazı Kuran çevirmenlerinin yanlış yorumlar yaptığını ileri sürdüğüm yazım, İslamcı yazıcıların saldırısına uğradı. Söz konusu yazımda Mustafa Sağ'ın çevirisine dayanarak Kuran'da (24:31) "baş örtmek" fiilinin bulunmadığını ileri sürmüştüm.

Şimdi Muhammed bin Hamza'nın Türkçe'ye yaptığı ilk çeviri imdadıma yetişti (S.283-284):

"Eyit mu'minlere: Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasunlar ferçlerini; ol arurakdur anlara." (24:30)

Günümüz Türkçesi ile: "Söyle erkek inananlara: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve cinsel organlarını saklasınlar; bu onlar için daha temiz davranıştır."

"Dakı eyit mu'mine avratlara: Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasınlar ferçlerini. Dakı göstermesinler bezeklerini. Dakı bıraksunlar derinceklerini göncükleri üzre." (24:31)

Günümüz Türkçesi ile: "Ve söyle inanan kadınlara: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve saklasınlar cinsel organlarını. Ve göstermesinler ziynetlerini (süslerini). Ve yakaları üzerine bıraksınlar başörtülerini."

Görüldüğü gibi Muhammed bin Hamza'nın çevirisinde "baş örtmek" diye bir şey yok. Ama cinsel organın adını kıvırtmadan, harbi yazıyor. Çünkü Arapça Kuran'da da "Saklasınlar cinsel organlarını (furujlarını)" yazıyor. O da harbi! Göğüslerin, memelerin gösterilmemesi isteniyor; başörtüsü bunları örtecek şekilde salınsın deniliyor. Şimdiki kadınların "ferçlerini", göğüslerini saklamak için başörtüsüne gereksinimleri mi var? Hem yanlış çeviriyorlar, hem yanlış yorumluyorlar, hem de okuduklarını anlamıyorlar.

Muhammed bin Hamza'nın çevirisinde geçen Arapça "Ferç" sözcüğü 15. yüzyılda kadın ve erkek cinsel organı anlamına geliyormuş. (Muhammed bin Hamza, "Kur'an Tercümesi, İkinci Cilt (Sözlük)", Kültür Bakanlığı, 1978. S.216). Aynı sözcük günümüzde "kadın cinsel organı" anlamına geliyor. Arapça'da "farj" (tekil), "furuj" (çoğul)!

BİRİNCİ CİLT 1976. S. 13-16

Dr. Ahmet Topaloğlu, biraz kuşkuyla da olsa, Muhammed bin Hamza'nın, Molla Fenári lakabıyla tanınan büyük Türk bilgini, ilk şeyhülislám Şemseddin Muhammed bin Hamza olabileceğini yazıyor. (Muhammed bin Hamza, "Kur'an Tercümesi, Birinci Cilt, Kültür Bakanlığı, 1976. S.13-16). Dikkatinizi çekmek isterim: Molla Fenári eserlerini Arapça yazıyor. Muhammed bin Hamza'nın (Molla Fenári) Arapça'yı ve "furuj"un anlamını çok iyi bildiği ve çeviri eyleminde çok dürüst olduğu kesin! Ben onun çevirisine inanıyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı ile Başkanı ve İslamcı hanedanlar acep ne derler bu işe? (Şenlik yarın örneklerle devam edecek.)